Bayramlar

Tarih sayfalarına baktığımızda bütün nesil ve medeniyetlerin bazı özel günleri ve bayramları vardır. Amaç, gaye ve kutlama şekilleri ayrı olsa da, ortak yönleri sevinç ve mutluluk günleri olmasıdır. Tarih sayfalarındaki Yahudi kesimine baktığımızda “cadı” bayramı, “ışıklar” bayramı, “kurtuluş günü” bayramı gibi değişik isimlerde yedi tane bayramları vardır. İlginçtir ki Yahudiler karakterlerinin yansıması olacak ki bu bayramlarını da “kin” duygularını diri tutma ve yetiştirdikleri gençleri diğer kavimlere karşı bu duygularla yetiştirme felsefesiyle kutlarlardı. Hıristiyanlar da ise “Noel” bayramı “paskalya” bayramı, “Meryem ana günü” bayramı olarak yılın değişik zamanlarında kutlarlardı. Onlarınki ise Yahudilerden farklı olarak bu bayramları Allah’a yakınlaşma olarak görürlerdi.


Müslümanlarda ise hicretin ikinci yılında efendimizin, Yüce Allah “fıtır” bayramı ve “kurban” bayramı olarak iki hediye ümmetime ihsan etti, demesi üzerine her yıl bu zaman dilimlerinde bu bayramlar coşkuyla kutlanırdı. İslam’dan öncede Arabistan yarım adasının o yörelerinde bayramları olan “Nevroz” baharın gelişiyle kutlanırdı. Onunla birlikte “Mihrican” adındaki bayram ise son baharın gelişiyle kutlanırdı. İslam’ın gelişi ve efendimizin tavsiyesiyle Müslümanlar o bayramları kutlamaz ve asıl bayramları olan Ramazan ve Kurban bayramlarını kutlamışlar. Efendimiz bu iki bayramı coşku ve sevinçle kutlamış ve bütün Müslümanların bunu sevinç ve şevkle kutlamalarını istemiş.


Bayram günlerinde çoluk –çocuk, genç, ihtiyar herkesin bayram meydanında olmasını özellikle tavsiye ederdi. Ulaşılabilecek herkesin bayramını kutlamak isterdi. Hatta efendimiz bayram meydanına giderken dönüşte gittiği yolun tam tersi başka bir yoldan dönerdi. Bunun nedenini soranlara ise “daha fazla kişinin bayramını kutlamak ve musafaha etmek isterim” cevabını vermiştir.


Evet, hal bu iken son dönemlerde bazı söylemler dikkatimi çekmekte ki bunu dile getirmeden geçemeyeceğim. Bu söylemler, İslam coğrafyasında musibetler olduğu için bayramları hüzünlü geçirmemiz gerektiğini dile getirenlerdir. Bunun adını da “hüzünlü bayram” “yas bayramı”  “kara bayram” gibi vurgularla dile getirirler. Kötü niyetli olmayan bu kişiler, iyi niyetlerinden ve bağırlarının yanmasından kaynaklanan bu söylemleri söyleyen kardeşlerime derim ki, evet İslam coğrafyasında mısır, Suriye, Irak, Filistin, Miammar ve daha birçok yerde büyük acılar vardır. Bu hadiseler bizleri derinden yaralamaktadır. Kanayan yaralarımızdır. Belki uykularımızı kaçıran bir durumdur. Fakat bütün bunlara rağmen bayramlarımızı bayram gibi yaşamak zorundayız. Coşkuyla ve sevgiyle yaşamalıyız. Aksisi sünnete uygun değildir.  Sünnetten kastım şudur; hicretin ikinci yılında kutlanan ilk bayramlar döneminde de sıkıntılar ve musibetler yok muydu? Ebetteki vardı. Müslümanlar yurtlarını terk etmiş işkencelerden geçirilmiş, bazıları şehit edilmiş ve bazıları da o kadar süre geçmesine rağmen müşriklerin ellerinde esir kalmışlardır. Bütün bunlara rağmen bayram geldiği zaman efendimizin tabiriyle gücü yeten herkesi bayram meydanına davet eder ve coşkuyla kutlarlardı. Bizler de bütün musibetler ve acılara rağmen bayramlarımızı bayram ruhuna uygun coşkuyla kutlayacağız. Yoksa her sene yaşanılabilecek acıları bahane ederek bayramları kutlamamazlık edip kara bayram adını takıp bayram ruhundan uzaklaşırsak ileriki aşamalarda bayram ruhunu kaybederiz.


Şunu da ifade edemeden geçemeyeceğim. Bayram sevincini hak edenler ve edemeyenler diye ikiye ayırırım. Ramazan ayının kazanımlarından karlı çıkanlar onu ihya edenler sevinmeyi ve bayramı hak edenlerdir. Fakat ne ilginçtir ki Ramazan ayının orucunu, namazını, sadakasını, Kadir Gecesini ve birçok kazanımlarının fırsatını kaçıranlar ne diye bayram ediyorlar şaşıyorum doğrusu. Oysaki onların üzülmeleri gerekir. Çünkü ayaklarına gelen bulunmaz fırsatı kaçırmışlar. Yâda kurbanın mahiyeti, Allaha teslimiyetini ve Hz İsmail ile Hz İbrahim’in müthiş imtihanlarından habersiz yaşayan ve kurban bayramlarına sadece et gözüyle bakan kişiler ne diye bayram sevincini yaşıyorlar, anlamak zor doğrusu. 


Abdullah Kavan (Kızıltepehürhaber)


 

foto
Yazar: Abdullah Kavan