Şehit Kimdir?

Öncelikle şehit ve şehitlik kavramını kimler için kullanıldığını anlamak gerekir. Çünkü bu İslami kavramın her kesim tarafından kullanıldığına şahit oluyoruz.


Meşrebi ve fikri ne olursa olsun kendi yolunda öldürüldüğünde “şehit” yakıştırmasıyla defnediliyor. İşin özüne baktığımızda ise şahadet makamına ulaşmanın, çok güçlü bir iman gerektirdiğini ve ince bir çizgiden geçtiğini görürüz.


Öncelikle o kişinin kendi yaşantısıyla Allah’ın sadık bir kulu olması şarttır. Yine o kişinin ne uğruna mücadele ettiği çok önemlidir. Acaba mücadele verdiği ideolojinin amacı nedir? Eğer mücadele ettiği fikir ve getirilecek düzen Allah’ın düzeni ise şüphesiz o kişi şehittir.


Şehitlik bununla da sınırlı değildir. İçinde taşıdığı niyet de çok önemlidir. Hani şehitliğin ince bir çizgiden geçtiğini söyledik. Şayet niyeti, makam, kahramanlık ve dünyevi bir çıkar ise onun şahadeti kabul edilmemiştir. Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuş:


Kimisi mahşer gününde;  “Rabbim, senin için kanımı döktüm ve huzuruna geldim.” der. Yüce Allah da “Hayır sen, sana kahraman desinler diye savaştın, istediğini de elde ettin, dünyada sana kahraman dediler, burada sana bir mükâfat yoktur.” diyecektir.


 Bu kadar hassas olan şehitlik vasfını, meşrebi ve fikri gayri İslami olan kişiler için kullanmak en büyük cehalettir. Namazdan, oruçtan ve İslam’ın tüm farzlarından uzak yaşayanları bile öldürüldüğünde hemen resmi bir törenle şehit sıfatıyla tanımlamak; kendilerini kandırmaktan başka bir şey değildir.


 Gerçek şehitlere gelince Habil’den başlayan bu kervan, günümüze kadar nice erleri o makama ulaştırmıştır. Allah katında değerli olan ve onların makamlarını yüceltmek isteyen Yüce Rabbimiz onları şahadet makamına yükseltmiştir.


Peygamberlerin makamından sonra gelen bu makama ulaşmak kolay değildir. Herkese de nasip olmaz.  Bu öyle bir makamdır ki; hiç kimse cenneti gördükten sonra tekrar dünyaya gelmek istemezken şehitler o şehitliklerinin ne kadar değerli olduğunu anladıktan sonra “Rabbimiz, bizler tekrar dünyaya gidip tekrar şehit olmak isteriz.” temennisinde bulunurlar.


Bu makamın ulviliğine işaret eden Efendimiz, “Allaha yemin ederim ki Allah yolunda cihat edip öldürülmeyi isterim.” demiş.


Peygamberlerin bile temenni ettiği bu makama, fedakâr nice yarenler ulaşmış ve niceleri de beklemektedir. Gerçi bu makama ulaşmak isteyen samimi şahsiyetler, Efendimizin şu müjdesine mazhardırlar. “Her kim gönülden ve samimiyetle şahadeti dilerse Yüce Allah ona o makamı verir.”


Unutulmasın ki şehitler şehit edildikleri toprakları bereketlendirir. O diyarlarda İslam’ın gür sedası daha fazla yükselir. Onların kanları çiçekleri besleyen su gibidir. İslam’ın neferleri gıdalarını onların o bereketli kanlarından alır.


O şehitler muma benzer, kendilerini eritirler fakat etrafındakileri aydınlatırlar ve onlara ışık olup onları hedefe ulaştırırlar.


 Bütün şehit diyarları şahit ki onlardan sonra onların feda edildikleri Allah davası daha da yükselmiştir. Çünkü onların o manevi ruhları kendi beldelerinde dolaşmaktalar. Yoluna kurban gittikleri davanın devamı için Allah’a münacat etmekteler. O pak ruhlarının aramızda olması ve Yüce Allah’tan temennileri bereket olup aramızda tohum gibi filizleniyor. Zira onlar diridirler ve aramızdadırlar.


 “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz bilakis onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara:154)


Bu bereketin yanında Yüce Allah şehitlere sonsuz hazinelerinden kapılar açar. Onlara bahşettiği canı yine onun yolunda verdikleri için farklı bir muamele görürler. Çünkü birçok insan, Allah’ın onlara bahşettiği canı gayr-i İslami bir yolda harcamış ve tüketmiştir. Ama bu seçkin insanlar, Rablerini tanımış ve Rablerinin istediği istikamette yollarına devam etmişlerdir. Hiçbir kınamacının kınamasından korkmamışlardır. Tehditlere ve sindirilmelere aldırış etmeden şahadete ulaşana kadar sabırla Muhammedi çizgiden taviz vermemişlerdir. Elbette bunlar farklı olur ve Allah katındaki makamları değişik olur. Bu büyük bir kurtuluştur.


 Bunun müjdesini veren Yüce Rabbimiz:


“Hiç şüphesiz Allah, mü minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat ta, İncil de ve Kur an da O nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur” (Tövbe/111)


Abdullah Kavan (Kızıltepehürhaber)


 

foto
Yazar: Abdullah Kavan