FARK / M.Emin Özmen

Küçük yeğenimle sohbet ediyoruz. Farklı yerlerde yaşadığımız için, okuldaki derslerini, aldığı eğitimin seviyesini merak ediyorum.

Bu arada akşam namazından sonra camiye gittiğini ve orada Kur’an dersi aldığını öğreniyorum. Konu o tarafa doğru kayıyor: “Hadi bakalım, mademki camiye gidiyorsun, bana Fatiha’yı oku” diyorum. Başlıyor takır takır okumaya. Bir de Tahiyyat duasını okumasını istiyorum. Okuyamıyor. Nedenini öğrenmek istediğimde; “Dayı, biz tam o dediğin duayı ezberleyecektik ki, çocukları camiden kovdular” dedi.

Meğer camiye gelen çocuklar, kendilerinden rahatsız olan yaşlı biri tarafından kovulmuşlar. Bizim yaşlı, sofi amcamızın rahatsız olduğu hususlar neler olabilir diye düşündüm. İsterseniz maddeler halinde yazalım.

a.       Çocuklar abdest alırken birbirlerine su sıçratmış olabilirler. Ola ki bizim sofi amcamız da ıslanmıştır.

b.       Camide koşuşturmuşlardır. Ya da gürültü yaparak etrafa rahatsızlık vermişlerdir.

c.       Etrafı kirletmiş olabilirler. Yedikleri şekerlerin ambalajlarını sağa-sola atmış olabilirler.

d.      Kur’an dersi alırken seslerini yükseltmiş olmaları muhtemeldir.

Liste uzatılabilir. Peki, bütün bunlar çocuklarımızın camiden kovulmalarına sebebiyet teşkil ediyor mu? Fatiha’yı öğrenen yeğenim, muhtemelen Tahiyyatı da öğrenseydi namaza başlayacaktı. Bizim sofi amcamız bu kadar çocuğu camiden kovmakla veya buna sebep olmakla; hepsini namazdan, ibadetten, Kur’an’dan uzaklaştırdığının farkında mı?

Avrupa’yı pek bilmem ama iki kez Almanya’ya gittim. Almanya üzerinden konu ile ilgili şunları söyleyebilirim.

Gezdiğim şehirlerde sokakta, caddede ve genel tabir ile sağda-solda pek fazla çocuk görmedim. Diyebilirsiniz ki nüfus yaşlılardan ibaret, bu nedenle pek fazla çocuk bulmanız imkânsız. İyi de var olanlar nerede ve ne yapıyor?

Eğitim saatlerinde okulda, diğer zamanlarda çeşitli etkinlerde ama hep meşgul ve Avrupai değerlerle hemhâldırlar. Örneğin bazı yeşil alanların bir bölümünün, spor alanları olarak düzenlendiğini ve profesyonel eğitmenler tarafından eğitildiklerini görmüştüm.

Bir de işin mültecilere bakan kısmı var. Avrupalılar, toplumlarına sonradan dâhil olmuş, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen mültecilerin, toplumsal intibaklarını gerçekleştirmek, daha açık bir ifade ile Avrupalılaştırmak için çeşitli tedbirler alıyor.

Kendi ülkesinde içtiği sigara izmaritini gelişi güzel atan yetişkin hemşerilerimiz, Almanya’da gayet nizami olarak çöpe atıyorlar. Ya da daha önce emniyet kemeri takmayanlar, arabalarına bindiklerinde ilk iş olarak ellerini kemere uzatmaktadırlar.

Demem o ki; yetişkinleri dahi kurallara uyma hususunda başarılı bir eğitim sürecinden geçirenler, çocuklar ile ilgili neler yapmaz ki. Keşke çocukları sadece yukarıdaki olumlu örnekler konusunda eğitselerdi. Ama yeni neslin büyük bir kısmı, onların olumsuz değerleri ile yetişmekte ve gelecekteki toplumun temelleri bu şekilde atılmaktadır.

İslam toplumları olarak bizler; aile ve okulun yanına bir de cami eğitimi katmazsak, arzu edilen nesli yetiştiremeyiz. Maalesef bugün geldiğimiz noktada, aile kurumunun dahi tehdit altında olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bir eğitim yeri olan sofralarımız dahi bugün “Amerikan tipi mutfak” planlı evler ile kuşatma altına alınmış durumdadır. Çünkü sofralarımızda sadece yemek paylaşılmaz. Aynı zamanda kültür ve değerlerin kuşaklararası geçişin yaşandığı bir mekândırlar. Bireysel yaşamın etkileri, bireysel doymaya dönüşmesi halinde, bu kültürümüzü de kaybedeceğiz. 

Batılılarca etrafımızın kuşatıldığı şu zamanda; camiye giderek elifba, namaz, dua öğrenen her bir çocuğumuzu ellerimizin üstünde tutup, başımızın üzerinde taşımamız icap ediyor.

Aksi halde onlarla aramızda bir fark kalmayacak.

foto
Yazar: KONUK YAZAR